| CERN (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi) olarak bilinen dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarında, belki de dünya tarihinin en ilginç deneyleri yapılmaktadır. Bu laboratuvar, Fransa-İsviçre sınırında yerin 100 metre altında ve 27 km uzunluğunda çember şeklinde tasarlanmıştır. Çember şeklindeki tüplerde birbirinin zıt yönünde proton adlı parçacıklar hızlandırılmakta, zıt yönde hareket ettirilen parçacıkların hızları, yani enerjileri yeterli seviyeye geldiğinde ise birbirleriyle çarpıştırılmaktadır. Bu çarpışma neticesinde muazzam bir enerji açığa çıkmaktadır. Fizikçiler işte bu parçacıkların enerji ve hızlarını ölçerek evrenin yaratılışı ile ilgili detayları öğrenmeye çalışmaktadırlar. Bunun neticesinde de sayısız parçacık oluşturulmaktadır. Peki, bu deney neden yapılmaktadır? Bilim adamları, parçacıkların birbirleriyle çarpışması ile yaşananların, evrenin Yüce Allah tarafından yaratılışının çok çok kısa süre sonrasına benzediğini belirtmektedirler. Bu anın incelenmesi ile, evrenin Big Bang ile yaratılışının detaylarını öğrenmenin mümkün olabileceği ve teorik fizikteki, “Karanlık madde, sicim teorileri, küçük karadelikler, anti madde ve uzayın diğer boyutları var mı?” benzeri güncel fiziksel problemlerin de çözümlenebileceği düşünülmektedir. CERN Deneyleri Neden Büyük Önem Taşımaktadır? Evrenin yaratılışı, bundan bir asır önce, astronomların önemli bir bölümü tarafından gözardı edilen bir kavramdı. Bunun nedeni ise, 19. yüzyıldaki bilim anlayışının, evrenin sonsuzdan beri var olduğu varsayımını benimsemesiydi. Evreni inceleyen bilim adamlarının çoğu, zaten sözde sonsuzdan beri var olan bir maddeler bütünüyle karşı karşıya olduklarını sanmışlar ve evren için bir "Yaratılış", yani başlangıç olduğunu akıllarından bile geçirmemişlerdi. Bu "sonsuzdan beri var olan evren" fikri, Batı düşüncesine materyalist felsefe ile birlikte girmiştir. Eski Yunan'da gelişen bu felsefe, maddeden başka bir varlık olmadığı yanılgısını savunuyor ve evrenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiğini öne sürüyordu. (Allah’ı tenzih ederiz.) Aslında materyalizm, Ortaçağ'da Kilise'nin hakim olduğu dönemde rafa kaldırılmıştı. Ama Rönesans'tan sonra Batılı bilim ve fikir adamlarının Eski Yunan kaynaklarına merak sarmaları ile birlikte, materyalizm de yeniden kabul görmeye başlamıştı. Alman düşünür Immanuel Kant ile başlayan evrenin sonsuzdan beri var olduğunu ve bu sonsuzluk içinde her olasılığın mümkün sayılması gerektiğini iddia eden bu batıl düşünce, Karl Marx, Friedrich Engels gibi diyalektik materyalistler tarafından şiddetle savunulmuştur. Çünkü bu felsefe yaratılışı ve Allah'ın varlığını inkar eden (Yüce Allah'ı tenzih ederiz.) bir temel üzerine oturtulmuştu. Nitekim “Felsefenin Başlangıç İlkeleri” adlı kitabında Yaratılış'a karşı sonsuz evren fikrini savunan Politzer de bilimin kendi tarafında olduğunu sanmıştır. Oysa bilim, evrenin bir başlangıcı olduğu gerçeğini ispatlamıştır. CERN deneyleri de bu gerçeği destekledikleri için önem taşımaktadır. “Evrenin patlama hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle belirlenmiştir. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.” (Paul Davies, Fizik Profesörü Superforce: The Search for a Grand Unified Theory of Nature, 1984, s. 184) Evrenin Yaratıldığını İspatlayan İlk Bilimsel Bulgular 1920'li yıllar, modern astronominin gelişimi açısından çok önemli yıllardı. 1922'de Rus fizikçi Alexandre Friedmann, Einstein'in genel görecelik kuramına göre evrenin durağan bir yapıya sahip olmadığını ve en ufak bir etkileşimin evrenin genişlemesine veya büzüşmesine yol açacağını hesapladı. Friedmann'ın çözümünün önemini ilk fark eden kişi ise Belçikalı astronom Georges Lemaitre oldu. Lemaitre, bu çözümlere dayanarak evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini savundu. Ayrıca, bu başlangıç anından arta kalan radyasyonun da saptanabileceğini belirtti. Bu bilim adamlarının teorik hesaplamaları o zaman çok ilgi çekmemişti. Ancak 1929 yılında gelen gözlemsel bir delil, bilim dünyasına bomba gibi düşecekti.
Big Bang'e Kuran'dan İşaretler Zamanımızdan tam 14 asır önce insanların evrenle ilgili bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu zamanlarda yine Kuran'da bildirilen bir başka gerçek de, aynı Big Bang teorisinin ortaya koyduğu gibi, tüm evrenin, çok küçük bir hacimde bir arada iken ayrılıp genişlemesiyle ortaya çıkmış olduğudur: "O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?" (Enbiya Suresi, 30) Üstteki ayetin Arapçasında çok önemli bir kelime seçimi vardır. Ayetin "birbiriyle bitişik" olarak tercüme edilen kelimesi "ratk", Arapça sözlüklerde "birbiriyle içiçe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış" anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki madde için kullanılır. Ayetteki "ayırdık" ifadesi ise Arapça "fatk" fiilidir ki, bu fiil ratk halindeki bir nesnenin yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması bu fiille ifade edilir. Bu bilgiyle, ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin ratk durumunda olduğu bir durumdan bahsedilmektedir. Ardından bu ikisi fatk fiili ile ayrılmışlardır. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkmıştır. Gerçekten de Big Bang'in ilk anını hatırladığımızda, kozmik yumurta denilen noktanın evrenin tüm maddesini içerdiğini görürüz. Yani her şey, bir başka deyişle tüm "gökler ve yer" bu noktanın içinde, ratk halindedirler. Ardından bu kozmik yumurta şiddetle patlamış, bu yolla maddeler fatk olmuş, yani dışarı çıkarak tüm evreni oluşturmuşlardır. Yaratılışı ve Big Bang'i Kanıtlayan Bilimsel Veriler
Tüm bunlarla birlikte Big Bang bilim dünyasında kesin bir kabul gördü. Scientific American dergisinin Ekim 1994 sayısındaki bir makaleye göre, evren sürekli ve düzenli olarak genişliyordu ve Big Bang modeli yüzyılımızın kabul görmüş tek modeliydi. Adım Adım Cern Projesi
Bilim Dünyasi Allah’a Yöneliyor Big Bang'in zaferi ile birlikte, materyalist dogmanın temeli olan "sonsuz evren" kavramı da tarihe karışmıştır. Kendisini ateist olmak için körü körüne şartlandırmayan pek çok bilim adamı, bugün evrenin yaratılışında sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı'nın, yani Yüce Allah'ın varlığını kabul etmiş durumdadır. Örneğin ünlü Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross evrenin Yaratıcısı’nın tüm boyutların üzerinde olduğunu şöyle açıklar: “Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur. Eğer madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı'nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı'nın, bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar.” (Hugh Ross, The Creator and the Cosmos: How Greatest Scientific Discoveries of The Century Reveal God, Colorado: NavPress, revised edition, 1995, s. 76) Big Bang'in ilk saniyesini araştırmak için CERN'de yapılacak deney tamamlandığında bilgisayarlara tahmini olarak 10 yıl boyunca her yıl 15 petabayt (15 milyon gigabayt) bilgi aktarılacak. Bu verinin boyutu, dünyadan aya uzanan bir CD dağı şeklinde örnekleniyor. Deneyler sırasında saniyede 250 bin DVD boyutunda bilgi ortaya çıkacak. (The 15-petabyte network behind the Cern atom smasher) Ama evrenin tüm parçaları genişlemeye nasıl aynı anda başlayabilmişlerdir? Emri veren kimdir? Andrei Linde, Kozmoloji Profesörü ("The Self-Reproducing Inflationary Universe", Scientific American, vol. 271, 1994, s. 48) Sonuç: Evreni Yoktan Var Eden Yüce Allah'tır Bu noktada önemli bir gerçeği vurgulamak gerekir: Big Bang teorisi, evrenin tek ve büyük bir patlama ile başladığını kabul eder. Ama bildiğimiz gibi patlamalar, maddeyi dağıtır ve düzensizleştirir. Oysa Big Bang çok gizemli bir şekilde bunun tam aksi bir etki oluşturmuştur. Maddeyi birbiriyle birleşecek ve galaksileri, üzerinde yaşadığımız muazzam sistemlere sahip Dünya'yı oluşturacak hale getirmiştir. Gerçekten de Big Bang ile oluşan madde "olağanüstü" bir biçimde şekil ve düzen almıştır. Böyle bir düzenin oluşabilmesi ise bizi tek bir gerçeğe götürmektedir: Evrenin üstün kudret sahibi Yüce Allah tarafından kusursuzca yaratıldığı gerçeğine… İşte, modern bilimin bulguları bir yandan materyalist dogmayı geçersiz kılarken, öte yandan da Kuran ayetleri ile haber verilen gerçekleri bir kez daha ortaya koymaktadır. CERN'de yapılan deneyler de Big Bang'in hemen sonrasında yaşananlara ışık tutacak ve Yüce Rabbimiz'in Yaratışı'nın detaylarını gösterecektir. Gelişen bilim de göstermiştir ki: Evren materyalistlerin sandığının aksine, maddenin içindeki birtakım tesadüfler ile değil, Yüce Allah'ın yaratmasıyla var olmuştur. Evrenin "yok" iken "var" hale geldiği, Kuran'da şöyle haber verilir: "O (Allah) gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır..." (Enam Suresi, 101) |
Allah'ın Maddeyi Varmış Gibi Gösterme Sanatı
Allah evreni mükemmel bir düzenle yaratmıştır. Dünyayı ve içindeki her detayı da, bakıldığında güzelliğine hayran olunacak şekilde kusursuz sanatıyla yaratmıştır. Biz bu kusursuzluğun beynimizdeki görüntüsünü görürüz. Dışarıda maddenin aslı vardır fakat biz ancak Allah'ın beynimizde yarattığı görüntüsüyle muhattap oluruz. Teknik olarak tüm dünya bu gerçeği bilir ancak Allah görüntüyü o kadar gerçekçi yaratmıştır ki insanlar herşeyin görüntü olduğunu unuturlar. Ama iman edenler Allah'ın ayettte bildirdiği 'Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı)...' ( Enfal Suresi, 17) ayetinin bir gereği olarak Allah'ın herşeyi sarıp kuşattığını ve herşeyin, Allah'ın yarattığı bir görüntü olduğunu hiç akıllarından çıkarmazlar.
Bilim adamları, son teknolojinin tüm imkanlarından faydalanarak televizyonu ve görüntü sistemlerini üretmişlerdir. Her türlü araştırma, deney ve gelişime rağmen Allah'ın bize gösterdiği kadar net bir görüntü elde edememişlerdir. Allah'ın yarattığı görüntüde hiç kayma olmaz, netlik bozulmaz, karıncalanma, bulanıklık olmaz. Hatta görüntünün gerçekliğine bizi inandıran hisleri de Allah beraberinde yaratır. Dokunuruz, tadarız, koklarız, zevk alıp mutlu oluruz, yoruluruz. Bu hislerin oluşmasının sebebinin madde olamayacağı açıktır. Maddenin aslına ulaşamadığımız halde Allah'ın bize bu hisleri yaşatması ruhun da varlığının ispatıdır.
Allah samimi iman edenleri ortaya çıkarmak için dünyada bir imtihan ortamı yaratmıştır. Fakat Allah'ın maddeyi gerçekten varmış gibi göstermesi, bir çok insanı yanılgıya düşürmektedir. Bu insanlar bu sebeple dünyaya dalıp Allah'ı unuturlar. İşte samimi iman edenler bu noktada ortaya çıkar. Çünkü iman edenler için herşeyin Allah'ın zihinde yarattığı bir görüntüden ibaret olduğunu bilmek onları Allah'a daha yakınlaştırır. Bu ilimle Allah korkuları, Allah'ın aklını, sanatını kavrayışları dolayısıyla Allah'a yakınlıkları çok artar. Allah inkar edenlerin yanılgılarını bir ayetinde şöyle bildirmiştir:
İnkar edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (Nur Suresi, 39)
Bilim adamları, son teknolojinin tüm imkanlarından faydalanarak televizyonu ve görüntü sistemlerini üretmişlerdir. Her türlü araştırma, deney ve gelişime rağmen Allah'ın bize gösterdiği kadar net bir görüntü elde edememişlerdir. Allah'ın yarattığı görüntüde hiç kayma olmaz, netlik bozulmaz, karıncalanma, bulanıklık olmaz. Hatta görüntünün gerçekliğine bizi inandıran hisleri de Allah beraberinde yaratır. Dokunuruz, tadarız, koklarız, zevk alıp mutlu oluruz, yoruluruz. Bu hislerin oluşmasının sebebinin madde olamayacağı açıktır. Maddenin aslına ulaşamadığımız halde Allah'ın bize bu hisleri yaşatması ruhun da varlığının ispatıdır.
Allah samimi iman edenleri ortaya çıkarmak için dünyada bir imtihan ortamı yaratmıştır. Fakat Allah'ın maddeyi gerçekten varmış gibi göstermesi, bir çok insanı yanılgıya düşürmektedir. Bu insanlar bu sebeple dünyaya dalıp Allah'ı unuturlar. İşte samimi iman edenler bu noktada ortaya çıkar. Çünkü iman edenler için herşeyin Allah'ın zihinde yarattığı bir görüntüden ibaret olduğunu bilmek onları Allah'a daha yakınlaştırır. Bu ilimle Allah korkuları, Allah'ın aklını, sanatını kavrayışları dolayısıyla Allah'a yakınlıkları çok artar. Allah inkar edenlerin yanılgılarını bir ayetinde şöyle bildirmiştir:
İnkar edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (Nur Suresi, 39)
18 Nisan 2010 Pazar
Materyalizme Darbe Vuran Deney: Cern Projesi
Etiketler:
Adnan Oktar,
Allah,
Big Bang,
cern projesi,
deney,
Edwin Hubble,
evren,
Harun Yahya,
işaretler,
Kuran,
materyalizm
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder